Mağdur olan hasta nasıl bir yol izlemeli? Doktoru yanlış teşhis için dava edebilir misiniz?

7 Mayıs 2021 - 13:51

Mağdur olan hasta nasıl bir yol izlemeli? Doktoru yanlış teşhis için dava edebilir misiniz?

Hastalar, hastalıklarının teşhisinin doğru konulması ve tedavi olmak için hastaneye gidiyorlar. Ancak bazen başlarına gelen talihsiz olaylar karşısında da ne yapacaklarını bilemeyebilirler…

Mağdur olan hasta nasıl bir yol izlemeli? Doktoru yanlış teşhis için dava edebilir misiniz?
Son Güncelleme :

04 Mayıs 2021 - 13:41

Hasta ve hekim arasındaki güvenin sarsılması durumunda da hukuki yollara başvuruluyor. Tıbbi müdahalelerin, kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik müdahaleler olduğunu söyleyen Ankara Barosu Sağlık Hukuku Kurul Başkanı Av. Berna Özpınar Gümrükçüoğlu, bu uygulamaların gerekli ve yararlı olduğunu ancak riskler de taşıdığına dikkat çekti.

Hasta hakları çerçevesinde bazı noktaları vurgulayan Gümrükçüoğlu şu bilgileri verdi: “Hekimini seçmiş olan hastanın karşısında iyi yetişmiş, her hastaya yeterli zaman ayırabilen, yeterli yardımcı personel, araç, gereç ve ekipmana sahip hekimler olması gerekir. Ayrıca çalışma ortamı düzgün, geçim şartları sağlanmış bir doktorun, kasıt veya ihmal ile hastaya tıbbî kötü uygulama sonucu zarar vermesi beklenmez.” Tıbbi müdahalenin hukuka uygun olması için, işin uzmanı tarafından yapılması gerektiğini belirten Av. Berna Özpınar Gümrükçüoğlu, konu ile ilgili sorularımı yanıtladı.

Mağdur hasta mağduriyetini nasıl ispat edebilir?

Mağdur, ceza hukuku yönünden suçtan zarar gören kimsedir. Tıbbi kötü uygulama olarak tanımlanabilecek bir eylem sonrasında hastada sakat kalma, bir organını ya da uzvunu kaybetme, hatta ölüm gibi farklı istenmeyen sonuçlar doğabilir. Kişi burada organını kaybettiğini, yaralandığını esasen teknik bir raporla ispat edebilir.

Zarar, yani hukuki mağduriyeti de olabilir. Her olayın mağduriyeti farklıdır. Hatta aynı sonucun kişiden kişiye etkileri de aynı olmaz. Örneğin, bir ameliyat sonrası kişinin ses tellerinin zarar gördüğünü ve kalıcı olarak ses kısıklığının oluştuğu durumunu düşünelim. Böyle bir sonuç hiç kimse tarafından istenmez, bir yıkımdır. Ancak bu durum bir opera sanatçısının başına geldiğinde çok daha büyük bir zarar ortaya çıkarır, bir anlamda kişinin sanat yaşamını sonlandırır. Biz hukuken burada mağduriyet sözcüğünü değil, zararın ispatını anlıyoruz. Olayın özelliğine göre fotoğraflarla, yaptığı ödemelerin belgeleriyle, işini yapamadığı bu sebeple gelir kazanamadığına ilişkin iş yeri belgeleri gibi kural olarak her türlü delille ispat edilebilir. İspat hukukta çok önemlidir, delillerin usulünce toplanması gerekir.

Teşhis ya da tedavide hata olduğunda hasta bunun hatalı olduğunu nasıl anlar ve ne yapmalıdır?

Kişi hekime, çoğunlukla, bir rahatsızlığı sebebiyle başvurur. Örneğin, şiddetli baş ağrısı şikayeti ile müracaat ettiğini, bu hastaya hekimi tarafından bir kısım tetkikler yapıldığını ve hastalığının beyninin değişik yerlerinde kanama olduğu teşhisi konularak, ilaç verilmek suretiyle gönderildiğini düşünelim. Hasta, hekimin verdiği ilaçları kullanmasına rağmen günden güne yataktan kalkamaz bir duruma geldiği için bu kötüleşme ile hastaneye kaldırıldığında, kendisine yapılan tetkiklerde beyninde kanama olarak belirtilen şeylerin aslında tümör olduğunun anlaşıldığında, hastaya ilk konulan teşhisin bu anlamda hatalı olduğu anlaşılır.

Kişi ne yapmalıdır? Hiç tereddütsüz kişi önce sağlığını kazanmak için ne gerekiyorsa onu yapmalıdır. Burada dikkat etmesi gereken, hekimine kendisi ve hastalığı ile ilgili tüm bilgiyi vermelidir. Hastaya ilişkin tutulan tıbbi kayıtlar hukuken önemli bir delildir, bu sebeple hasta tıbbi kayıtlarının bir örneğini alabilir. Diğer taraftan, hekimine hastalığına ilişkin her şeyi sormalı, bilgi almalı, riskleri, alternatif tedavileri öğrenmeli, tedavi olmaması durumunda neler olacağını da öğrenmelidir. Tüm bunları öğrenen kişi, hekimin kendisi için planladığı tedaviyi reddedebilir. Tedaviyi ret, Hasta Hakları Yönetmeliğinde de düzenlenmiş bir hasta hakkıdır.

Mağdur olduğunda nereye başvurmalı?

Hastanın hukuksal müracaat yolları birden fazladır. Kişi uğradığı mağduriyet sonrasında bizzat kendisi bu müracaatları yazacağı dilekçelerle başlatabilir. Ancak, netice alınması sadece müracaat dilekçesiyle mümkün olmaz. Hukukta hak arama aynı zamanda usul hükümlerine uymakla mümkündür. Hangi birime, hangi dilekçenin, hangi sürede verileceği, neyin talep edileceği, neyin talep edilemeyeceği gibi uyulması gereken hususlar vardır. Bu sebeple de kişilerin hukuksal olarak hak kaybına uğramamaları için önce avukat‘a başvurmalarını öneririz.

Elinde ne gibi deliller olması gerekiyor? Sonraki süreçte yaşayacağı prosedür nedir? Hastayı yıpratıcı bir süreç midir?

Kişinin elinde hastalığı sebebiyle yaşadığı süreçteki kan tahlili sonucu, MR , epikriz gibi tıbbi belgelerinin olması gerekir. Bunları kendisi hekiminden ya da hastaneden isteyebilir.

Hukuksal süreç zaman aralığı olarak her olayın özelliğinde değişkenlik gösterse de esasen kısa bir zaman aralığında bu davalar sonuçlanmamaktadır. Yıpratıcı bir süreç midir? Bu da değişkenlik gösterir. Kolay olmadığını belirtebilirim.  Hastanın elinde çoğu kez belgeler ve hastalığı hakkında yeterli bilgi de yoktur, davanın çözümü tıbbi duruma ilişkin alınacak teknik araştırmayı da gerektirir. Hastalığı sebebiyle yorulmuş, istenmeyen olumsuzluklar yaşamış olan hasta, hukuki sürecin başında çoğu kez hem çok yorgun hem de öfkelidir. Bir an önce netice almak, yüksek tazminat miktarları gibi afaki beklentiler içerisinde olabilir. Bu istekler çok insanidir, olağandır. Burada da nasıl hekim hastalığa ilişkin doğru teşhisi koymak zorundaysa, böyle bir uyuşmazlığı üstlenen avukatında davaya doğru yaklaşması, iş sahibi olan hasta ve hasta yakınını dava ve süreç hakkında bilgilendirmesi gereklidir.

Burada hastanın dikkat etmesi gereken önemli noktalar nelerdir?

Ülkemizde hastanın hakları başta Anayasa ve Hasta Hakları Yönetmeliği’nde yer alır. Bu düzenlemeler, Amerika ve Avrupa ülkelerinin gerisinde olmayıp uluslararası düzenlemeler seviyesindedir. Hastanın temel haklarını bilmesi ve bunlara uyulmasını sağlaması önemlidir. Bu ise bilgi ile mümkündür. Bilgi edinme bir hasta hakkıdır. Hastaya hastalığı, hekimi tarafından anlayacağı şekilde anlatılmalı, hasta aydınlatılmalıdır.

Hasta hekimini seçebileceğini, hekiminden bilgi alabileceğini bilmelidir. Dava açmak istediğini belirten hasta, çoğu kez hastalığının ne olduğunu ne ameliyatı olduğunu bile doğru söyleyememektedir. Bazen hayati bir ameliyat geçirmiş olur, tabiri caizse hekim hastasının hayatını kurtarmıştır. Hasta bunu size estetik ameliyat şeklinde anlatabilir. Bu sebeple de önce kendisinin öğrenmesi, hastalığına ilişkin rapor, epikriz gibi belgelerini dosyalaması gerekir.

Bu tür davalar ya da şikayetler ne kadar sürede sonuçlanır?

Bir zaman belirtmek çok mümkün değil, bunlar çoğu kez teknik raporla aydınlanabilecek olaylardır. Mahkemelerde aylarca bazen yıllarca Adli Tıp Kurumu ya da üniversitelerden rapor beklenir. Çok kısa sürede sonuçlanmayacağını belirtebilirim.

Bu konuda örnek dava var mıdır Türkiye’deki ilk Malpraktis davası sonucu nedir?

Bu konuda aslında çok sayıda örnek dava var. Bugün yargıya yansıyan vaka sayısında önemli bir artış olduğu görülüyor. Bu ne tek hastaların ne tek hekimlerin ne de mahkemelerin sorunu olarak ele alınabilecek bir konu değil. Sağlık politikalarının bütününde konunun incelenmesi doğru olur. Tıbbi kötü uygulama esasen bir sağlık sistemi sorunudur.

Bugün dünyada ölüm nedenleri sıralamasında tıbbi hatalar ilk beş sırada yer almaktadır. Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde 195 bin kişinin Malpraktis sebebiyle hayatını kaybettiği, ülkemizde de bu denli büyük rakamlar değil ama tıbbi hatalar nedeniyle hayatını kaybeden hastalar olduğu gerçektir.

Son yıllarda ülkemizde ve dünyada önemi artan bu konunun geçmişi aslında tıp ve hukuk tarihi kadar eskidir. Tarihte en eski yazılı kaynaklarda, Hammurabi Kanunlarında tıbbi kötü uygulama durumunda hekime verilecek cezaya ilişkin hükümler bulunur. Benzer şekilde Osmanlı İmparatorluğu döneminde hekim hatası ile mağdur olmuş hastalar lehine verilmiş padişah emirnameleri ve hekim başlarının emir namelerini görmekteyiz.

Ne tür davalar oluyor, şikayetler nelerdir? Farklı davalardan kısa örnekler verebilir misiniz?

Çok değişik şikayetler oluyor. Bir olayda genç bir kadın yüzüne cilt bakımı yapılması için müracaat ediyor, burası bir dermatoloji kliniği. Ancak o sırada doktor yok, cilt bakımını güzellik uzmanı yapıyor, ardından çok güçlü kimyasallar kullanıyor ve yüzde kalıcı derin bir yanık oluşuyor. Hasta dışarı çıkamaz duruma geliyor ve dava açıyor.

Bir başka olayda, hasta sağ alt çenede ağrıyan bir diş için müracaat ediyor, hekim hiç söylemeden hastanın üst çenede bulunan diş boşluğuna implant çivilerini hatalı şekilde yerleştiriyor. Mahkeme hekimi kusurlu buluyor ve hastayı yaraladığı için cezaya mahkûm ediyor.

Hasta karnında ağrı sebebiyle hastaneye müracaat ediyor ve ameliyat oluyor. Ancak ağrıları bir türlü geçmiyor, bir başka hastaneye müracaat ediyor. Burada bir kitle ve daha sonra gazlı bez olduğu anlaşılan bir de cisim olduğu görülüyor, yine ameliyat öneriliyor. Bu olaydaki gibi hastada ameliyat sırasında bir cisim unutulması Yargıtay’ın pek çok kararında bir meslek hastası ve özensizlik olarak değerlendirilir.

Bir başka davada davalı çene cerrahı olarak çalıştığı hastanede ameliyat ettiği hastanın çenesine röntgen ışınları uygularken egzama yarasına benzeyen bazı aşırı cilt ve adale bozuklukları meydana getirmiş ve bu kötü uygulama sonunda hasta kadının yüzünde sabit ve ağır izler kalmıştır. Hasta mahkemeye müracaat ettiğinde kendisine tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

Son Dakika Haberler'den anında haberdar olmak istiyor musunuz? Google News'te Son Dakika Dünya'ya abone olun.